BASIN ODASI

Fulya Soybaş Işık: "Öldürülen kadının güzelliği haber değerini artırıyor”

Fulya Soybaş Işık:
10 Mart 2020

Anne ben gazeteci miyim? platformu; Medya, Kültür, Toplum Buluşmaları adını verdiği etkinlik dizisinin üçüncü buluşmasında iletişim akademisyeni Doç. Dr. Aybike Serttaş ve gazeteci, spiker Fulya Soybaş Işık ile kadın cinayeti haberlerinde kullanılan dili tartışmaya açtı. Serttaş “Kadın cinayeti haberlerini hikayeleştirmek olayı toplumsal boyutundan uzaklaştırıyor” derken, Işık ise reyting kaygısından dolayı nitelikli haberler yapamadıklarına dikkat çekti.

ISTANBUL (TR) - Anne ben gazeteci miyim? platformu tarafından düzenlenen Medya, Kültür, Toplum Buluşmaları’nın üçüncüsü iletişim akademisyeni, Doç. Dr. Aybike Serttaş ve gazeteci, spiker Fulya Soybaş Işık’ın katılımıyla cumartesi günü Mekanda Adalet Derneği’nde gerçekleşti. “Kadın cinayeti haberlerinde dram rüzgârı: Medyanın kamusal işlevi nerede?” sorusu üzerine şekillenen buluşmanın moderatörlüğünü ise gazeteci Ali Demirtaş üstlendi. Kadın cinayetleri haberlerinde kullanılan dilin tüm detaylarıyla tartışıldığı buluşmada Fulya Soybaş Işık Türk medyasında, öldürülen kadının güzelliğinin haber değerini artırdığı algısı olduğunu vurgularken, Doç. Dr. Aybike Serttaş ise izleyici ya da okurun söz konusu haberlerdeki ihlallere tepki göstermesi gerektiğini, bu tepkilerin medya sektörünü iyileştirebileceğini belirtti.

FAİLE DEĞİL KADINA ODAKLANAN BİR DİL GÖRÜYORUZ

Doç. Dr. Aybike Serttaş kadın cinayeti ile kadına şiddet haberleri hakkındaki düşüncelerini ve akademide bu haberlerin nasıl incelendiğini şöyle dile getirdi: “Kadın cinayeti ya da şiddet haberlerinde kullanılan dilde teknik, içerik ve söylem açısından problemler olduğunu düşünüyorum. Bizler haberleri önce teknik olarak inceliyoruz çünkü teknikle bile siz aslında tarafınızı ya da görüşünüzü belirlemiş oluyorsunuz. Şöyle ki kamera açısı, çekim ölçeği ve açısı, görüntünün uzak veya yakınlığı gibi noktalara bakıyoruz. Sonra kurguda kullanılan kesmelerin çokluğuna ya da azlığına, kamera hareketinin hızına, yavaşlığına bakıyoruz. Çünkü şunu savunuyorum: Kamera son derece tarafsız ve soğuk bir nesne gibi görünür ama aynı zamanda anlam yaratır. Bu yüzden teknik dediğimiz şey sadece görüntüyü aktarmak için kullanılan bir şey değildir. Aynı zamanda teknikle izleyiciye çeşitli duyguları da aktarabilirsiniz. Dolayısıyla haberlerin aktarımında bir görselin kullanımı, o görsellerin nasıl hazırlandığı ve kurgulandığına bakıyoruz. Derslerimde en çok kullandığım örnek yıllar önce Fatih Altaylı’nın sürmanşetten verdiği, sırtından bıçaklanan kadının net bir şekilde yayınlanmış görselidir.  Altaylı tepki aldığında bu haberi şöyle savunmuştu: ‘Kendi annem de olsa ben bu görseli bu şekilde verirdim. Çünkü dikkat çekmek istedim’. Bizdeki çoğu problem aslında bu bakış açısından kaynaklanıyor. Çünkü siz bu haberlerde fail yerine mağdura odaklanırsanız aslında benzer durumdaki kişilere gözdağı vermiş olursunuz. Mesela diyorsunuz ki ‘eşin seni tokatlıyor olabilir ama bak işte sırtından bıçaklananlar da var. Yani aslında senin durumun o kadar da kötü değil’. Ya da ‘şiddete karşı çıkarsan bak bu duruma gelebilirsin’ gibi. Mağdurun o şekilde gösterilmesi hem kişilik haklarına aykırı hem onun çocuklarında travma yaratabilecek bir şey. Çünkü artık dijital çağda her şey arşivleniyor ve sonsuz bir arşiv var. Ayrıca benzer durumdaki kadınları olumsuz bir şekilde motive edebilecek bir durum. Bu tarz haberlerde en çok faile değil, mağdura odaklanan bir yaklaşım görüyoruz. Bütün bunların dışında kullanılan dil ve içerik de çok önemli. Örneğin bazı haberlerde otopsi raporlarını okuyoruz ya da dinliyoruz. Bunların haberin kişiselleştirilmesi, daha da dramatize edilmesi dışında bir faydası olduğunu düşünmüyorum.”

REYTİNG KAYGISINDAN DOLAYI NİTELİKLİ HABERLER YAPAMIYORUZ

Fulya Soybaş Işık ise konuyla ilgili şunları söyledi: “Öncelikle şuna karar verelim. Haber; haber için mi, yoksa reyting için mi? Bizim ana akım medyada haber sadece reyting için. Reyting kaygısı olan yerde de maalesef siz eril bir dil kullanıyorsunuz, haber metinlerine tamamen maktule yöneltiyorsunuz. Onun kişisel hikayesinden besleniyorsunuz. Ne kadar çok dramatize ederseniz o kadar çok izleyici çekiyorsunuz. TV için yapılıyorsa kamera açıları ile ne kadar çok bağrış çağrış gürültü, ağlama varsa o kadar çok ekrana izleyici çekiliyor. Bu nedenle haberin sadece haber olma vasfından dolayı haberleştirilmediği bir coğrafyada yaşadığımız ve reytingin çok önemli olmasından dolayı gerçek bir kadın kompozisyonunda, kadın bakış açısının içselleştirildiği ve geliştirildiği nitelikli bir haber yapamıyoruz. Reyting kaygısı ve patronaj sistemi olduğu ve o patronun da sizden reyting beklediği sürece bu konuda iyileşmeler olur mu, bilemiyorum. Ama tabii ki tamamen bir olumsuz tablo çizmek anlamsız olur. Bilinçli gazeteciler ve çevresini bilinçlendirmeye çalışan insanlar olduğu sürece iyileşmeler olacaktır. Örneğin Türkiye’de bir İstanbul Sözleşmesi ve 6284 yasalı kanun var. Ve bunu biz çıkarttık. Türkiye ilk imzacı ülke oldu. Hükümeten söylemiyorum ama kanun koyucuları zorlayacak bir kapasitemiz olduğu sürece iyi yerlere doğru gideceğine olan inancım var. Yeterli mi peki, hayır.”

HİKAYELEŞTİRMEK, OLAYI TOPLUMSAL BOYUTTAN UZAKLAŞTIRIYOR

Söz konusu haberlerin üretiminde farkındalık konusunun çok önemli olduğuna dikkat çeken Serttaş, şunları söyledi: “Bu yazdığımın, bu yaptığım haberin cinsiyetçi olduğunun farkında mıyım, ya da bu ürettiğim haberde nefret söylemi olduğunun farkında mıyım? Örneğin haber başlıklarında şunları görüyoruz: ‘Alkollü genç kız eve dönerken, fettan kadın 2 erkeği birden yaktı’. Dizilerde de erkek karakter ‘seni çok seviyorum’ deyip kadın karakteri kollarından bağlayıp odaya kapatıyor ve biz buna aşk diyoruz. Biz ‘şu söylem cinsiyetçidir’ dediğimizde, ‘bu söylemde bir problem var’ dediğimizde ve insanları uyardığımızda aslında insanların bunun farkında olmadığını da görüyoruz. Farkında olmadıkları için yapıyorlar ve bu nedenle bunları dile getirmek çok önemli. Örneğin Özgecan Aslan’ı tanıdıkça, onun öyküsünü öğrendikçe, daha da üzüldük. Çünkü durum hikayeleştirildi ve kişiselleştirildi. Böylece biz duygusal bir uyarılma yaşadık ve olayın toplumsal boyutunu düşünmektense kişiye odaklı düşünmeye başladık. Bu yüzden de güzel bir kadın söz konusu olduğu zaman daha fazla dikkat çekiyor. Çünkü haber öyküleştirmeye ve dramatize etmeye daha müsait oluyor. Bu da TV’nin ticari bir işletme olmasından kaynaklanıyor.”

HABER ÇOK CİDDİ TARTIŞMALARDAN GEÇEBİLİYOR

Haber üretim süreçlerinde kimin nasıl söz sahibi olduğu konusunun da konuşulduğu buluşmada Işık, şunları söyledi: “Haber toplantılarında haberi nasıl göreceğimiz, nasıl yapılandırılması gerektiği konuları mutlaka konuşuluyor. Bir muhabirin, ‘bu benim görüşüm ben bu haberi böyle yaparım veya yapmam’ demek gibi bir lüksü yok. Bu biraz tecrübe ve zamanla olan bir şey. 20 yaşında ‘ben bu haberi böyle yapmam’ diyemezdim ama şu an ‘yapmıyorum, yapmam’ diyebiliyorum. Yapmak istemememin sebeplerini anlatıp, farklı bir bakış açısı getirip önlerine koyduğunuz zaman kabul edilme şansı çok yüksek. Ama bunu başka biri yapabilir mi, bilmiyorum. Güncel örneklerden; 11 yaşındaki kızının gözleri önünde boğazı kesilen Emine Bulut cinayetinde olduğu gibi görüntünün verilmesi ya da verilmemesi yönünde çok ciddi tartışmalar yaşandı. Genelde polis adliye muhabirliğinden gelip, bunları çok içselleştirip sıradan bir olay gibi gören bir haber müdürünüz varsa bunun verilmesi taraftarı olur. Çok daha dikkat çekici ve uyarıcı olacağını düşünürler. Çünkü onlar onu o kadar içselleştirdikleri için daha farklı bakıyorlar.  Ama kadın meselesiyle, eğitimle, sağlıkla uğraşan muhabirler genellikle bu haberin böyle olmaması gerektiği, farklı geri dönüşleri olabileceği, ekran başında o saatte çocukların olduğu, insanların psikolojisinin olumsuz etkilenebileceği ya da cinayetin başka insanlara yol gösterebileceği gibi gerekçeler sunabiliyor. Bu konuda toplantılarda çok ciddi tartışmalar yaşanabiliyor. Bu tartışmalarda haberlerin nasıl yayınlanacağı belirleniyor.”

SOKAK RÖPORTAJLARINDA ‘GÜZEL KADINLARA SORU SOR’ DİYEN YÖNETİCİLERLE ÇALIŞTIM

Gazeteci Işık, haber üretiminde güzellik algısının ne derece korkunç bir yere varabileceği konusunu ise şöyle örneklendirdi: “Sokak röportajı diye bir gerçek var Türkiye’de ve her muhabir bunu tadacaktır. Hiç tanımadığınız insanlara anlık olarak haber konusu hakkında ne düşündüklerini sorarsınız verdikleri cevaplar da habere renk katar. Benim bir yöneticim bana, ‘sokakta hiç mi güzel kadın yok kardeşim? Nerede eciş bücüş dandik adamlar var gidip onunla röportaj yapmışsın’ dedi. Algı bu maalesef. Medya çalışanlarındaki algı buyken sizi izleyen algının halini siz düşünün. Öte yandan aslında birçok davada haber olmasından dolayı bir sonuca ulaşıyor. Tamamen haberleri kestiğiniz zaman o zaman maalesef yargıyı da kaybediyorsunuz. Ama haberin nasıl yapılması ve geliştirilmesi konusunda çalışmak lazım. ‘Medya şu an çok kötü bir durumda, bir şey yapılmıyor’ deyip de geçmemek lazım.”

ÖLDÜRÜLEN KADININ GÜZELLİĞİ HABER DEĞERİNİ ARTIRIYOR

Işık sözlerini şöyle sürdürdü: “İçeriden bir eleştiri olarak, bir de öldürülen kadının ne kadar güzel olduğu meselesi var. Öldürülen kadın güzel değilse haber oluyor mu? Özgecan Aslan bu kadar güzel ve alımlı olmasaydı haber olur muydu? Çok acı ama Türkiye’deki habercilik algısı bu. Ama tabii ki dediğim gibi hala bir şeyleri düzeltmeye, iyileştirmeye çalışan, işini layıkıyla yapmaya çalışan insanlar var.”


Anne ben gazeteci miyim? Platformu HakkındaAnne ben gazeteci miyim? platformu Medya, Kültür ve Toplum Gazeteciliği başlığıyla ve ‘soru sormak’ temel kavramıyla güncel medya eleştiri ve analizlerinin yazıldığı, uzun vadede medya raporlarının tutulduğu, medya, kültür ve toplum eksenli söyleşi, güncel haber ve araştırma haberlerinin üretildiği, özgün ve bağımsız bir platform olarak 2018 yılının haziran ayında www.annebengazetecimiyim.com web adresiyle yayın hayatına başladı.